Seyahat

HATAY GEZİSİ

Yazar :  | 

Sevgili Adil Kanoğulu tarafından Nisan ayının sonunda muhteşem bir geziye davet edildim. Hatay- Antep ve Urfa’yı gezeceğiz ve sana muhteşem bir haftasonu vaadediyorum dedi. Daha önce de yaptığı turlar hakkında bilgim olduğu ve Antalya’da kendisinden fazlasıyla memnun olduğum için tereddütsüz kabul ettim. Adil beyin samimi yaklaşımı, misafirleri ile yakından ilgilenmesi ve herkese adil bir oturma düzeni planlaması ile tura katılan kişilerle çok güzel arkadaşlıklar kurduk. Ayrıca başarılı rehberimiz Nuri Elver’e de verdiği bilgilerden ve gösterdiği sabırdan dolayı çok teşekkür ediyorum.

Aslında bu benim Hatay’a ikinci gelişimdi ama ilkinde çok gezme fırsatım olmamıştı. Hatay-Antakya karmaşasına bir açıklama getirmek gerekirse: Hatay tüm ilin adı. Hatay ilinin merkez ilçesi Antakya, en büyük ve kalabalık ilçesi ise İskenderun.
1939’da Türkiye Cumhuriyeti’ne dahil olmuş. 1937-1939 yılları arasında bağımsız Hatay devleti iken kendi istekleri ile Türkiye’ye dahil olmuşlar. Roma imparatorluğu dönemlerinde Roma ve İstanbul’dan sonra dünyanın en kalabalık 3. şehriymiş Antakya. Antakya’da kültürel çeşitlilik had safhada. Müslümanlardan aleviler, sünniler, araplar ve türlü mezheplerin bir arada yaşaması bir yana, hatrı sayılır çoğunlukta Hristiyan ve Musevi de var bu şehirde. Hepsi beraber barış içinde yaşıyorlar. Tüm Türkiye’ye örnek olması gereken bir hoşgörü tablosuna var bu şehirde.
Gezilecek Yerler
Titus Tüneli, Kaya Mezarları ve Beşikli Mağara
Samandağ ilçesine 5 km uzaklıktadır. Tünel 7 metre yüksekliğe, 6 metre genişliğe ve 1380 metre uzunluğundadır. 130 metresi kapalı tünel olup kalan bölümler açıktır. Tünelin yapılma amacı seller yüzünden limanın dolma tehlikesini önlenmek için İmparator Vespasianus tarafından dağın delinerek, suyun akış yönü değiştirilmesi suretiyle 10 yıllık çalışma sonucu yapılmıştır. İmparator Vespasinus zamanında (M.S 69-79) başlanan tünel çalışması, imparatorun oğlu Titus (M.S 79-81) zamanında tamamlanmış.
Beşikli Mağara Romalılar dönemine ait kayaya oyulmuş mezar kompleksidir. Yöre halkı tarafından, mezar adasının içinde yan yana aynı boyutlarda işlenerek biçimlendirilmiş üzeri düz çatılı iki taş sandukalı mezardan ötürü “Beşikli Mağara” olarak adlandırılmıştır.

18. ve 19. yy seyyahları seyahat kitaplarında burayı Krallar Mezarı olarak tanımlamış ve W. Barlett gravürlerini çizmiştir. Mezar adasının bulunduğu alan, eski çağda ölüler şehri olarak adlandırılan bir nekropol olarak düzenlenmiş, mezar adasının bulunduğu kayalık yamacın kuzey, doğu ve güney yanında kayalık içine işlenmiş mezar odaları çevrelenmiştir. Beşikli Mağara anıt mezarı, birbiriyle bağlantılı dört mekandan, tabana ve yan duvarlara oyulan pek çok mezar yatağından oluşmaktadır.


St. Pierre Kilisesi
St Piere kilisesi, dünyadaki ilk kiliselerden biri olduğu söyleniyor. Dağın eteğinde kayalara oyulmuş bir kilise. Antakya’ya ilk gidişimde uzaktan görmüştüm, bu sefer tadilatta olabileceği söylendiği için çıkmadık. Hristiyanlığın yayıldığı ve bu dine “Hristiyanlık” adının verildiği yer olduğuna inanılıyor. Katolikler için bir nevi hac yeri.
Hatay deniz kenarı bir il olmasına rağmen Antakya içerde kalıyor, denize kıyısı yok. İçinden Asi Nehri geçiyor.


Antakya Arkeoloji Müzesi
Antakya Arkeoloji Müzesi çok önemli bir mozaik koleksiyonuna sahip ve beni çok etkiledi. Mutlaka gelip görmelisiniz.Antakya tarihine ait dönem her şeyi bulabileceğiniz müzenin tartışmasız en güzel bölümü Roma Dönemi ve Helenistik Dönem’e ait yer ve duvar mozaikleri.


Habib-i Neccar Camii
Antakya merkezinde Kurtuluş Caddesi ile Kemalpaşa Caddesi kavşağında bulunan bu tarihi mekân ilginç hikâyesi ile beni büyülüyor. Cami ismini ise MS 40’lı yıllarda yaşamış Hz. İsa’nın ilk havarilerine inanan bir Antakyalıdan almış. Hristiyanlık inancıyla tanışmadan önce birçok yerde olduğu gibi Antakya halkı putperestti. Hz. İsa’nın havarilerinden Aziz Pavlu ve Aziz Yuhanna şehre gelir ve halkı iman etmeye davet ederler. Putperest halk bu iki havariye büyük tepki gösterirler ve taşlayarak kovalarlar. Şehirde marangozluk yapan Habib-i Neccar ise bu iki havariden bir mucize ister. Eğer bu mucizeyi görürse iman edeceğini söyler. Havariler Neccar’ın cüzzamlı oğlunu iyileştirirler ve bu mucize karşısından Neccar ilk iman edenlerden olur. Habib-i Neccar, Antakya halkına bu havarilerin yaptıklarını anlatır ve onlara imana davet eder. Öfkeli Antakya halkı bu sefer taşlayarak Habib-i Neccar’ı öldürürler. İnanışa göre buraya ilk zamanlar küçük bir ibadethane yapılır. Hatta şehirde Hristiyanlığı kabul eden iman eden ilk kişiler öldükleri zaman bu bölgeye gömülürler. Daha sonraki yüzyıllarda İslam egemenliği başlar ve buraya ilk cami yapılır. Zamanla Müslüman ve Hristiyan hâkimiyeti yaşayan bölgede cami büyük Antakya depremine kadar ayakta kalır ancak depremde yıkılan cami Osmanlı Devleti zamanında bugünkü şekliyle tekrar yapılır. Rivayete göre Habib-i Neccar’ın yaşadığı bu olay Kuran’da Yasin Süresi 13-18. ayetlerde anlatılmaktadır. İnsan, cami avlusunda dolaşırken tüm bunları öğrenince gerçekten etkileniyor.
Harbiye Şelalesi
Antakya’da ikinci günüme erken başlıyorum ve aracıma bindiğim gibi Antakya’nın yaklaşık 15 km dışında yer alan Harbiye Şelalesi’ne gittim. Burası Samandağ ilçesi yolu üzerinde ve tabelaları takip ettiğinizde çok kolay bulacağınız bir yer. Burası tam bir doğa harikası diyebilirim. Dilerseniz şelalenin serin sularına karşı yeşilliklerin arasında kahvaltı yapabilir ya da yemek yiyebilirsiniz. Yukarıdan aşağıya yaklaşık 300 metrelik bir yol ve etrafta her yerden çıkan irili ufaklı şelaleler. Tertemiz hava, ormanın içinde harika saatler geçiriliyor.


Yeme İçme
Ben daha önceden de bildiğim Tepsi Kebabı ve meşhur mezelerini özellikle de Zahter salatasını yedim. Nar ekşisinin bol kullanıldığı bir mutfak. Tabii Künefe yemeden dönmeyin.

Muhteşem bir gezinin ilk gününü Hatay’da tamamladık.

bir görüş bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir